İZ BIRAKANLAR

KASAP ÇAVUŞ 2:

Kasap çavuş kendine has giyinişi olan bir kişi idi. Kasket mutlaka sekiz köşeli olacak, yelek olmazsa olmazlardandı. Köstekli saat zincirli olacaktı. Rahmetli iyi bir miyaneci idi. Kendisinin bulunduğu bir alışveriş veya bir uzlaşmazlık olduğunda mutlaka olaya müdahale ederdi. Olumlu sonuç alınması için gayret ederdi. Bir alışverişin üç beş kuruşa geri kalmasını sevmezdi. Sert geçen bir pazarlıkta tekel maddesi mi satıyoruz. Bu pazarlık çok uzadı. Bu zaman zarfında kız dünürcülüğü bile biterdi. Sen ikram et, in bakalım sen de biraz ver.

Alan satanda uma diyerek ortalığı bulurdu. Ödünç para istenildi mi mutlaka verirdi. Ta ki mark dolar, banka ve çok ortaklı şirketler meşhur olasıya kadar, ödünç para verirdi. Sonra bu hasletimiz cümlemizden kalktı. Eskiden bir iyilik yapılınca söylenmezdi. Sonra hem iyilik yapıldı hem de söylendi. Şimdi bizler sadece iyilikleri söylüyoruz. Muhabbeti çok güzel olurdu. Rahmetlinin hafızası çok kuvvetli olduğundan her harekete her söze mutlaka bir deyim ekler, bir hikaye anlatır, bir şiir söylerdi. Geçmiş olayları ayrıntılarıyla hatırlar, şahısları lakapları ile bulundukları yerle bilirdi. Çavuş Emminin çokça kullandığı şiir :
Neylersin düğün evini
Düğün kendi evinde
Gir oyna, çık oyna.
***
Neylersin harp meydanını
Harp kendi evinde
Gir harp et, çık harp et.
***
Neylersin ölü evini
Ölü kendi evinde
Gir ağla, çık ağla

Kasap Çavuş, zamanın İzmir Valisi olan akrabasının yanına gider. Vali beyin bulunduğu kata çıkar hemen kapıya doğru yürür. Bunu gören görevli "Bir dakika bey efendi randevunuz var mı?", der. "Kızım bana randevu lazım değil. Vali beyin bi acı kahvesini içeceğim sonra giderim." der kapıyı açar içeri girer. Görevli Vali beye bakar bakışı ile özür beyan eder. Vali tebessüm ile karşılık verir

Kasap Çavuş 70 li yıllarda kasaplar içinde kasaplık ederken karşı dükkanda bulunan Çirpişiklerin aşcı dükkanından kaşık çatal kap sebze vs. sık sık alır. Orada bulunan Yusuf amca bu duruma bazen laf edermiş. Kasap çavuş her seferinde ''ben eniştenizim'' deyince Çirpişik Yusuf amca rahmetli dayanamaz sonunda patlar ve "Çavuş çavuş bir imza ile hepimizi mi nikahladın" der

Çavuş emminin güzel bir hikayesini anlatalım. On sekiz yaşlarında bir genç çok güzel saz çalarmış. Genç sazında hep karı, kız, güzel kız diye name çıkarttırırmış. Derken askerlik çağı gelmiş. Askerlik vazifesini yapıp gelince kısa zamanda evlenir ve çocuk çoluğu olur. Günlerden bir gün evine yorgun gelir. Hanımı evin eksiklerini sıralar. Bey yağ, tuz, şeker kalmadı. Bey elektrik faturası da geldi, der. Duvarda sazını gören genç ''hanım şu sazı ver de bir çalalım'' der. Hanımı sazı duvardan alır beyine verir. Saz uzun zamandır akort olmayınca ''kil tız, kil tız'' ( kil tuz) (kil eskiden kullanılan temizlik ürünü) diye ses çıkarır. Duruma sinirlenen genç adam sazı duvara fırlatır. Kırılan sazın bir teli veya parçası "sabınnn" (sabun) diye ses çıkarır. Genç adam "ana avradına sattı mı bu da evde olmayanı istiyor" diye kızar. Buna benzer daha bir çok hikayesi mevcuttur.

Uşak AKÜ de görevli hemşerimiz bir öğretmenimiz araştırma yapmaktadır. Kasap Çavuş emmi ile konuşurlar. Not almakta olan araştırmacı arkadaş yazmaktan yetiştiremeyince gömlek cebindeki ses kayıt cihazının düğmesine basar. Bunu gören Kasap Çavuş emmi hemen konuşmayı keser ''len sen beni eli kelepceli godesemi götürecen. Ben konuşan, sen yazıyon işte, ne o ses kayıt falan ne oluyor.'' deyip susar. "Konuşmak bir ihtiyaç ise susmak sanattır. Ben bu ses kayıttan hiç hoşlaşmadım." der. Zaten 1960 lı yılların Demokrat Partisi, Halk Partisi çekişmesinden çok çekmiştir. O yılların zorluklarını yaşadığından tecrübelidir. Tecrübe insanın başından geçenler değil, başından geçenlerin bıraktığı izlerdir.Tecrübeler en iyi öğretmenlerdir. O günleri zaman zaman anlatırdı. Akıllı insan başkalarının olayından ders alandır, derdi.

Kasap Çavuş emmi bir gün kaz alır. Kazı temizlettirir. Düdüklüye vurdurur. Uzun zaman pişen kazı düdüklüden çıkarırlar. Fakat kaz pişmemiştir. Maşallah lastik gibi ne kopuyor ne ne yeniyor. Çavuş emmi bi daha düdüklüye vurun biraz çok pişsin der. Fakat yine pişmemiştir. Kaz düdüklüde birkaç sefer pişer. Fakat kaz lastik gibi ne yeniyor ne kopuyor. O gün aç kalmıştır. Öğünü aperatif yiyecekle geçirmişlerdir. Kasap Çavuş artık sonunda pes eder. Bir daha kaz almaz. Zaten şu ömrümde bir çapıt/bez (elbise, giyecek türü), bi kart kaza aklım ermedi, anlayamadım, der.

Bu benim babam, sekiz köşe kasketiyle, omzunda sakosuyla, cebinde çay parası, Bafra'dır cıgarası. Üstümde ki kol kanat, sırtımı yasladığım dağ gibiydi. Ben babamın oğluyum, tepeden tırnağa Anadoluyum. Fatih Kısaparmak bu şiirinde sanki Kasap Çavuş'u anlatmaktadır.

Kasap Çavuş MUSTAFA SARIGÖZ 15/07/1929 doğumlu 3 evladı vardır. Çarşı esnafının vazgeçilmez simalarındandı. 03/08/2005 Çarşamba günü vefat etti. İnanıyoruz ki yeri dolmayacak. Kabrin Cennet olsun. Nur içinde yat Çavuş Emmi.

[Yayın Tarihi: 1 Aralık 2005]

Yayındakiler:  İz Bırakanlar-1     İz Bırakanlar-2     İz Bırakanlar-3     İz Bırakanlar-4     İz Bırakanlar-5    
İz Bırakanlar-6     İz Bırakanlar-7    

www.sandikli.com